“Aydınlandığını düşünüyorsan, git ve ebeveynlerinle bir hafta geçir.”


Makro Perspektiften Yazılar / Cumartesi, Aralık 12th, 2020

Sanıyorum ki birbirimize dokunamadığımız, ağzımızdaki maskelerden birbirimizin mimiklerini göremediğimiz, yakınlarımızı sokakta görsek de tanıyamadığımız, artık aynı mekanlarda bile bir araya gelemediğimiz bu pandemi dönemi, “birlikte olma” olgusunun önemini daha çok ortaya çıkardı. Gelecekle ilgili belirsizlik sürerken, elimizden geldiği kadar sanal platformlarda birlikte olmaya çalışıyor, birbirimize sarıldığımız eski fotoğraflara bakıp hasret yaşıyor ve sevdiklerimizle yakınlaşabildiğimiz her fırsatı değerlendirmeye çalışıyoruz.

Bugünlerde fark ediyoruz ki, yaşamın anlamı, diğer insanlarla birlikte biçimlenip var olabiliyor. Benim vurgulamak istediğim nokta ise, gelişip büyümemiz de tam olarak diğer insanlarla aramızda kurduğumuz bağ ile mümkün olduğu. İnsan, ancak bir başka insanla birlikte büyüyebiliyor. Bir dağ evine taşınarak veya güneyde bir sahil kasabasına yerleşerek, sadece hayvanlarla ve bitkilerle bir yaşam geçirebilir ve mutlu olabiliriz. Ancak, eğer yaşamımızın amacını gelişmek ve yükselmek olarak belirlemişsek, bunu ancak diğer insanlarla bir arada olarak, yani zorlanarak, düşerek, başarısız olarak, mücadele ederek gerçekleştirebiliriz.

Dağlarda meditasyon yaparak sakin kalmak ve öfkelenmemek kolaydır. Doğa, seni yatıştırır ve besler. Zor olan, şehirde ermektir. Günlük hayatın hayhuyu içerisinde kaybolmamak, her an seçimlerini bilinçli bir şekilde almak, neden ve sonuç ilişkisini gözetmek, tüm şartlar kötüye gidiyorken dahi sinirlenmemeyi, isyan etmemeyi başarmak, ermektir. Yüksek anlayışın ve davranışların teorisini dağlarda öğrenir, şehirde uygularsın ve işte o zaman gerçekten gelişip gelişmediğini anlarsın. Aynı davranışı şehirde de uygulamayı başardığımızda, anlayışımız şartlara bağlı olmaktan çıkar, bize ait olur ve onu bizden kimse alamaz.

“Aydınlandığını düşünüyorsan, git ve ebeveynlerinle bir hafta geçir.” demiş Ram Dass. “Aman/Off anne yaaa!” cümlesinin de hangi yaşta olursa olsun pek çok kişiye tanıdık gelmesinin sebebi budur. Dağlarda sessiz ve sabırlı bir şekilde meditasyon yaparken dünya bir cennet gibi görünebilir, ancak şehirde veya ailemizin yanında işlerin böyle gitmediğini sanırım herkes deneyimlemiştir. Tetiklenip tetiklenmediğimizi görmek, yani gelişip gelişmediğimizi anlamak için şehirden ala yer yoktur.

Tüm bunlarla birlikte, büyüme yolculuğunda bir diğer önemli faktör olan “rehberler”den  de bahsetmek istiyorum. Eğer ben gelişmek istiyorsam, kendimle aynı anlayışa sahip insanlarla birlikte elbette çalışabilirim ancak bu beni belirli bir noktaya kadar yükseltebilir. O noktada da gelişme durur. Gerekli olan şey, hangi konu hakkında gelişmek istiyorsam, benden o konuyla ilgili daha yüksek anlayışta olan biri ile, yani bir rehberle birlikte çalışmaktır.

Peki neden rehber bir kişiye ihtiyaç duyarız?

Bugün, kütüphaneleri dolduran detaylı kitaplar, sosyal medyanın her platformunda bulabileceğimiz bilgiler, internet aracılığıyla ulaşabileceğimiz pek çok dile çevrilmiş makaleler ve onların orjinal metinlerinin hepsi erişimimiz alanındalar. Buna rağmen, bu bilgileri sadece olduğu haliyle bile aktaran eğitmenlere, koçlara, mentorlara, rehberlere ve dahi psikologlara ve psikiyatristlere ihtiyacımız var. Evet evet, ihtiyacımız var; gereksinim duyuyoruz, çünkü eksik olan bir şeyler olduğunu hissediyoruz. Kağıda dökülmüş yazılar ile bireyler arasında bir köprüye ihtiyaç duyuyoruz.

Bir kişinin bize bu “yanlış bilgi çağında”, “doğru bilgiyi” ulaştırmasına; sonra bu doğru bilginin gerçekliğin ve deneyimin süzgecinden geçirilmesine ve son olarak, bu bilginin söz konusu bireyin anlayacağı uygunlukta anlatmasına ihtiyacımız var. İşte benim kısaca “rehber” dediğim kişiler, bana göre bu hayati görevi uyguluyorlar.

Peaceful Warrior / Dingin Savaşçı isimli kitabından uyarlanan film, bir cimnastikçi olan ve hayatının yarışmasına hazırlanan Dan Millman, bir benzincide çalışan ve lakabını Sokrat (Sokrates) taktığı rehberi ile karşılaştığında tüm yaşamının nasıl değiştini anlatıyor. Yaşamını cimnastiğe adamış olan Dan, tüm başarısını ve mutluluğunu cimnastikte iyi olup olmadığına bağlı bir şekilde yaşar. Her boş vaktini kendisini sakatlama riski pahasına pratik yaparak geçirir. Ve Sokrat, Dan’a, bugün kendimi her nefes almadan yemek yerken yakaladığımda, aynada yüzüme bile bakmadan bilgisayar karşısına oturup çalışmaya başladığımda, yerimden kalkmadan saatlerce çalıştığımda ve sırtım ağrıdığında, hatırlamaya çalıştığım şu sözü söyledi: “You practice gymnastics, I practice everything. / Sen cimnastik çalışıyorsun, ben her şeyle çalışıyorum”. Ve Sokrat bu tek cümleyle meditasyonun, farkındalığın, anda kalmanın hem anlamını hem de uygulamasını ifade etmeyi başardı.

Bu bilgilerin hepsi güzel de, tam olarak ne yapacağız?

Diyelim bir konuda geliştiğinize inanıyorsunuz. Dışarı çıkın ve test edin. Bugünün şartlarında sanal bir görüşmeye katılın, davranışlarıyla sizi hep rahatsız etmiş olan o arkadaşınızı arayın, ailenizin yanına gidin veya onlarla yine sanal bir görüşme yapın. Ve o insanlarla konuşurken kendinizi izleyin; duygularınıza, hareketlerinize, düşüncelerinize bakın. Hala sinirleniyor musunuz? Küsüp içinize mi kapanıyorsunuz? Anneniz, babanız size ne derse hala tam tersini yapma eğiliminiz mi var? O zaman dönün ve çalışmaya devam edin. Dönün ve tepkilerinizi rehberinize anlatın, yazın, okuyun, çalışın, çalışın ve daha çok çalışın. Eski tepkilerinizi vermiyor musunuz? O zaman harika! Şimdi bir sonraki hayat dersine geçebilirsiniz. Yazıda basit, uygulamada zordur. Ancak bu sürece bir savaş olarak değil de bir “öğrenim” süreci olarak bakmayı başarabilirsek, yolculuktan keyif almaya da başlayabileceğimizi düşünüyorum.

Velhasıl unutmayalım ki, gerçek bilgelik “bilgi”ye sahip olmak değildir; bilgelik, yapmaktır.

Tüm yolculara sevgiyle,

Ece Gizem Kubat

Aralık 2020

İlgili bir diğer yazı: Yerçekimine Karşı Koyabilmek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir