Aydınlanmak: Gerçekliğin, Dürüstlüğün ve Cesaretin Yolu


Makro Perspektiften Yazılar / Cumartesi, Ocak 30th, 2021

Uzun zamandır bir geçiş evresindeyiz, kimi noktalarda ışığı gördük, tamamı için ise varmaya daha çok yol var. Yine de son bir senedir çevresine, hayatında bariz olarak var olanların dışında bir şeyler olabilir mi diye bakanlar, şaşırarak beklemedikleri şeyler görmeye başladılar ve görmeye devam ediyorlar.

Aynı yerde dünyaya gözlerini açıp da başka bir şey görmeye başlamaya, kabaca aydınlanmak veya uyanmak diyoruz aslında. Var olan, kabul ettiğin ve yıllarca “budur” dediğinden sıyrılmak, onun yerine gerçekleri görmeye başlayarak, makyajsız adeta çıplak kalmak, yeniden doğmaktır uyanmak. Her doğum gibi sancılıdır; daha fazla acı çekmek istemez, eski konforlu anlara geri dönmek isteriz. Ancak doğum bir kere gerçekleşti mi, büyük bir ferahlık, daha önce sıkışıp kalınmış o yerde yıllarca nasıl yaşamış olduğuna inanamama hali ve ardından hafiflik ve huzur gelir.

Aydınlanma süreci en basit ifadeyle, aşındırıcıdır. Mutlu olmakla, eğlenmekle, olduğumuzdan farklı biri gibi görünmeye çalışmakla hiçbir ilgisi yoktur, ve hatta bunların tam tersidir. Ne kolay bir yoldur, ne de cesareti olmayanlara göredir. Kendine karşı tam bir dürüstlük gerektirir. Hoşuna gitse de gitmese de gerçekleri kabul etmeyi içerir. Aydınlanmak istiyorsanız “Acı gerçek” ifadesini unutmanızın tam zamanı, çünkü gerçekler, sadece gerçeklerdir. “Acı” olarak sıfatlandıran, canı acıyan aslında bizim Egomuzdur. Ego zırhımızın darbe almasına izin vermeli ve yolda yürümeye devam etmemiz gerekir.

Aydınlanma yolu, aslında kendi cehennemine doğru bir yolculuktur ve yolcular cehennemden geçmeden cennete varılamayacağının bilincindedir. Ancak bir vardın mı, kimse o cenneti sizden geri alamayacaktır. Hazır olunmayan gerçeklere uyanmak ise öldürücü olabilir. Lakin başarıldığında varılan nokta, bu dünyanın cennete dönüştüğü noktadır.

Passangers / Uzay Yolcuları filminde olduğu gibi, bir gemide sonsuzluk içerisinde ilerlediğimizi düşünün. Eril enerji, dişil enerjiyi uyandırıyor. Dişil, öfkeli; onu uyandıran erile, ona yaşattığı çaresizlikten dolayı öfkeli. Her uyandırılan gibi. O güzel hülyalı uykusundan uyandırıldığına, bir daha uyuyamayacağına, ve gördüğü tüm gerçeklere.

Kendisini bilerek uyandırdığını öğrenen kadın, erkeğe öyle sinirli ki, onu öldürmek dahi istiyor. Bir süre sonra olanları daha geniş bir perspektiften anladığında ise, asıl uyandırılmamış olsa ölmüş olacağını anlıyor. “Uyandım ve gördüğüm tek şey dünyanın geri kalanının uykuda olduğuydu.” demiş bundan yıllar önce Leonardo do Vinci. İşte uyanmanın ikircikliliği de burada.

The Passengers filminde, kadının uyandırıldığını öğrendikten sonra.

Buna benzer olarak, “Bütün kocalar, eşlerinin genç kızlıklarını sona erdirip olgun kadınlığa giden gelişim sürecine neden olduklarından, onlara ölüm getirirler. Bu çelişkili bir konudur çünkü gelişmenizi sağlamak için sizi zorlayan kişiye karşı hem gönül borcu hem de kızgınlık duyabilirsiniz. Kehanet doğrudur; erkek kadına ölüm getirir. Bir erkek eşinin yüzünde sancılı bir ifade görürse, bu nazik ve tedbirli olunması gereken bir zamandır; genç kızlığının öldüğü gerçeğinin yeni farkına vardığı andır.” demiş Öğretim görevlisi ve Jung Analisti Robert A. Johnson “She: Kadın Psikolojisini Anlamak” kitabında. Ölüm, burada hem genç kızlığın ölümü anlamına geliyor hem de uyandırılmanın. 3 boyutlu zihinden çıkışın ve daha üst katmanlara kendini açışın gün doğumunu simgeliyor. Kadın yine hem öfkeli hem de gerçek dünyaya uyandığına memnun.

Yalnız unutulmaması gereken hayati bir nokta var ki, kişinin uyanma zamanı gelmediyse hiçbir şekilde uyandırılamaz olduğu. Uyandı ise, zaten uyanmış olması gerekiyordur. Dolayısı ile talebi olmayan kişileri uyandırmaya yeltenilmemelidir. Zaten o kişi de uyumaya devam etmek isteyecek, uykusunu koruyacak veya bir gün uyumaya geri dönmek isteyerek bunun için her şeyi yapmaya göze alacaktır.

Matrix’in ilk filminde Morpheus’un Neo’ya yaptığı şu uyarıya bakalım: “Matrix bir sistem Neo. Bu sistem bizim düşmanımız. Ama içindeyken etrafına bak. Ne görüyorsun? İş adamları, öğretmenler, hukukçular, marangozlar. Kurtarmaya çalıştığımız zihinlerin ta kendileri. Ama biz kurtarana kadar, bu insanlar sistemin hala bir parçası ve bu onları bizim düşmanımız yapıyor. Anlaman gerekiyor ki, bu insanların birçoğu henüz kurtarılmak için hazır değil. Ve çoğu o kadar saf, tembel ve umutsuzca sisteme bağımlı ki, onu korumak için savaşmaya hazır.” Nitekim uyarısı doğru çıkıyor ve filmin sonunda Cypher’ın gerçek olmadığını bilmesine rağmen Matrix’e geri dönmek için Ajan Smith ile iş birliği yaptığını ve ihanet ettiğini görüyoruz.

The Matrix filminde, Neo’nun uyanıp etrafına baktığında herkesin uyuyor olduğunu gördüğü sahne.

Elbette uyandırma/uyandırmama hareketi, sadece sonuçları sebebiyle yapılmamalıdır; burada en üstte duran, kişinin özgür iradesine dokunulmazlık olarak söyleyebiliriz. Talebi olmayan, uyanmak istemeyen insanları uyandırmaya çalışmak, kibirden başka bir şey değildir.

Hepimiz kendi gemimizdeyiz ve eğer birinin gelip bizi kurtaracağına hala inanıyorsak ne yazık ki büyük bir hayal kırıklığına uğrayacağız. Kendi yolculuğumuzu başkalarının yolculuklarıyla, yaşadıkları sıkıntıların büyüklüğüyle veya gemilerinin daha konforlu olup olmamasıyla karşılaştırmayı bırakmadıkça yol alamayız. Herkesin sınavı da cevabı da kendisine özgüdür.

Hazır olanlar için;

İçimden yükselen ve bu yazıyı yazmaya başladığımdan beri beni hareketlendiren birkaç soruyu buraya yazmak istiyorum. Gerçekleri görmesine bizzat kendisi engel olmayı bırakmak isteyenler, gerçekleri reddetmek değil onları kabul etmek isteyenler, yaşadığı unutkanlığı devam ettirmek istemeyenler bu sorularla karşılaşmayı deneyebilir.

  • Hep yapmak istediğini söylediğin ancak hiçbir zaman yapmadığın şeyler için bahanelerin nedir? Bu bahanelerin içerisinde başkalarını suçluyor musun?
  • “Bilmiyor” olabilir misin? Senin henüz bilemediğin, göremediğin daha üst bir anlayışa ihtiyacın olduğu için bu sıkışmayı yaşıyor olabilir misin?
  • Tutunduklarını bırakma vaktin gelmedi mi? Hangi faydayı elde ediyorsun ki bırakmak istemiyorsun?
  • Kendini seviyor musun yoksa kendini sevdirmeye mi çalışıyorsun? Üstelik daha kendin sevmezken?
  • Kurban, mazlum veya zayıf olmanın bir Ego taktiği olduğunun ve aslında “kibir” yaptığının farkında mısın?
  • Bu soruları okurken içinden itirazlar kalkıyor mu? Bunları yazan bana sinirleniyor musun? Neden?
  • Hayatında asla kabullenemem dediğin şey nedir? Bu olsa ne olurdu? Kabul etsen ne olurdu?
  • Neleri feda etmeye hazırsın?
  • Feda etmeye gerçekten hazır mısın?

Cesaret ve Sevgi ile,

Ece Gizem Kubat

Ocak 2021

Görsel: Bu sayfadan alınmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir