Bir Teşekkür


Makro Perspektiften Yazılar / Pazar, Haziran 24th, 2018

Sevgili 2016,

Sana biraz içimi dökmek, biraz da teşekkür etmek istedim.

Yaklaşık 5 aydır çalışmıyorum lakin bana sorarsan 5 hafta bile olmadı işten ayrılalı. Üzgünüm Einstein, ancak zamanın göreceliliği beni hala şaşırtıyor. Sabahların akşamlara bu kadar çabuk varabildiğini, keşke gün bitmeseydi diyeceğimi hiç tahmin etmezdim. Bir yandan saatlerin dörtnala geçişine, hangi günde olduğumu biraz düşünmeden söyleyemememe, tarihleri ise hepten unutmama şaşırıyor, bir yandan da olan biten her şeye karşın en huzurlu olduğum dönemlerden birini yaşıyorum. Deneyimlerimi ve bunlardan çıkardığım dersleri not ediyor, hayallerimi planlara ve gerçeklere dönüştürüyor ve sahip olduğumu yeni fark ettiğim düşüncelerimi keyifle dinliyorum. İlk başta çok kızmıştım sana 2016, ancak bu boşluk en çok ihtiyacım olan şeymiş meğer. İçimdeki her şeyin kocaman bir nefes alıp rahatlamaya ne çok ihtiyacı varmış meğer!
Oh!

En son üniversiteden mezun olup da heyecanlı bir şekilde iş aradığım dönem böyle kıpır kıpırdı içim. O zamanlar kendimden yarı umutlu, gelecekten ise bir hayli umutluydum. Hani o hiç gelmeyen yarınlardan ve büyük mutluluklar vaat eden büyük şirketlerden… 3,5 sene kadar aralıksız gece gündüz çalıştıktan sonra dönüp baktığımda görüyorum ki, umudu yüklemem gereken tek şey “kendim”miş. Ne bir başkası, ne bir kurum (hele asla bir kurum değil), ne de uzaktaki bir gelecek.
Sadece ben.

Neden mi?

Yaşamı dişli çark sistemiyle çalışan bir makineye benzetiyorum. Hatırlar mısın hani, basit makineler konusu. En az iki dişli çarktan oluşan bir sisteme güç uygularsan eğer, birinin dişleri bir başkasının dişlerine girerek onların dönmesini sağlar. Böylece hareket dişler arasında aktarılır ve basit bir makineyi çalıştırmış olursun. Bunu hayata uyarlayacak olursak, ilk dişli çarka uygulanan kuvvet “sen” oluyorsun. Bunu da “bir şey yaparak yapıyorsun. Ne olursa. Yeter ki bir hareket olsun. Yaptığın bu hareket tıpkı çarklarda olduğu gibi hayatındaki bir başka şeyi harekete geçiriyor, o da bir başkasını itekliyor derken bir bakmışsın yaşamın tıkır tıkır çalışıyor; dengeni bulmuşsun.

Sen bir şey yapmadığında, yani durduğunda, yaşamın da duruyor. Yerinde sayıyor. Yıllar geçse de olduğun yerde kalakalıyor, kahroluyorsun. Kendini, çevreni, ülkeni suçluyor, bulunduğun seneye sayıp sövüyorsun. Aslında sorumluluk almaktan kaçıyorsun. Oysa ki yaşamdan umutlu olmak, keyifli bir ömür sürmek için yapman gereken ilk şey kendine güvenmen ve harekete geçmen. O beklediğin güzel günler ancak böyle geliyor, bunu yeni anlıyorum.

İki büyük şey öğrendim ben senden bu sene:
Birincisi, şer, hayrıyla beraber gerçekten gelebiliyormuş. Kötü görünen olayların başka bir yönüne bakabilir, sen bakamasan dahi hayat senin gözüne zorla sokabilirmiş. Reddetmemen mühim işmiş. İkincisi ve en önemlisi de, yaşamın hareketi sevdiği gerçeğiymiş. Sen bir şey yaptığında, büyük veya küçük, o mutlaka bir etki yaratıyor ve karşılığını veriyormuş. Hatta öyle cömertmiş ki hayat, hiç beklemediğin fırsatları önüne dizebiliyormuş. Tek istediği senden gelecek bir adımmış.

Demem o ki, sen bize bu sene çok şey anlatmaya çalıştın sevgili 2o16. Hepsini anlamamışızdır eminim ancak üzerimizde emeğin az değil, bunu bil istedim.

Teşekkür ederim.

Ece Gizem Kubat

Ocak 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir