Ruhumuzun Zaferi İçin


Makro Perspektiften Yazılar / Salı, Aralık 29th, 2020

Hiç fark ettiğiniz oldu mu, kendimizi ne zaman yükseltecek bir aktivitede bulunsak, bir başka deyişle bir inancımızı daha üst bir algılayış ile değiştirmek istesek aynı anda içimizde bizi sigaya çeken bir ses yükselmeye başlar:

  • Ne kadar saçma sapan şeyler bunlar!
  • Bunun gerçek olduğunu nereden biliyoruz?
  • Bunu yaparsan başına … (hayal gücünüzü kullanın) gelir.
  • Bilimsel bir kanıtı var mı ki bunun?
  • Yapamayacaksın.
  • Yetersizsin.

Bu cümlelerin gazabına eminim hepimiz uğramışızdır. Ve işin kötüsü, bu cümlelerin bize ait olduklarını sanıp onlara inanmış ve sinmişizdir. Oysa ki “Ego”muz, çoktan kontrolü ele almıştır.

Bir süredir Brezilya distopyası “%3” isimli diziyi izliyorum. Elit olarak adlandırılan bir kesim, yoksulluk ve açlık içindeki kenar mahallelerden uzakta cennet bir adada yaşarken, diğerlerinin bu adaya gidebilmek için %3‘lük kesimin arasında seçilmesi gerekir. 20 yaşına gelen herkes yaşamlarında sadece bir kere başvurabildikleri “Süreç” adı verilen bir dizi testlere girerler ve seçilmek için mücadele ederler. Böylelikle “Süreç” hem uzun ve zorlu geçiyor hem de pek çok alt hikayeyi içerisinde barındırıyor.

Adayların girdikleri testleri izlerken, bu testlerin kendi yaşamlarımızda her gün karşılaştığımız Egomuzun sınavlarına benzetmekten kendimi alamadım. Yöntemleri farklı olsa da Egomuz gibi Süreç’in uyguladığı sınavların da alt metninde şu soruların yer aldığını düşündüm:

  • Vazgeçecek misin?
  • “Gerçekten” inanıyor musun?
  • Hiçkimse inanmadığında bile “hala” inanıyor musun?
  • Yaptıklarının sorumluluklarını alıyor musun?
  • Başarmayı yeterince arzuluyor musun?
  • Proaktif davranıyor musun?
  • Kendini başkalarından “üstün” hissetmeyi bırakacak mısın?

Ve Süreç/Ego, bizi tekrar tekrar test eder. Ta ki biz, verdiğimiz karardan geri dönmeyene dek. Ta ki biz, her ne olursa olsun asla pes etmeyene, kimse bize inanmazken bile kendimize olan inancımızı kaybetmeyene dek. Ancak o zaman o sınavdan geçebiliriz ve kazandıklarımızı hiç kimse bizden alamaz. O artık bize aittir çünkü bizim bir parçamız olmuştur ve bundan böyle öyle kalacaktır.

Evet, tüm bu “Süreç” boyunca inancımız her aşamada sorgulanacak ve biz yorulacağız, isyan edeceğiz ve her seferinde bırakmak isteyeceğiz. Bu yüzden unutmamalıyız ki, Ego da işini yapıyor. Onun iş tanımında, bizi geri tutmaya çalışmak var. Eğer ilerlemiyor olsaydık zaten bizi durdurmaya hiç kalkışmayacaktı bile. Hiçbir dirençle karşılaşmıyorsak, ilerlemiyoruz yani yükselme yolunda değiliz demektir.

Bunun tek bir çıkış yolu var: Pes etme. Asla. Sıkı sıkıya tutun. Arzunu ve inancını alsa kaybetme. Niyetini diline, inancını yüreğine siper et ve hazırlan. Bize ait olanı geri almak için bir savaştayız ve tıpkı Roma atasözünde söylendiği gibi “Si vis pacem para bellum. / Barış isteyen savaşa hazır olmalıdır.”.

Bugün belki çok zor geçecek ancak er ya da geç zafer bizim olacaktır.

Ve bu sefer egonun değil, ruhumuzun zaferi olacaktır.

Ece Gizem Kubat

Aralık 2020

Görsel: “Strenght of a Woman” by “domitaliajinx”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir