Bazı Karşılaşmalar, Seni Sana Anlatır


Yazılar / Çarşamba, Ağustos 14th, 2019

Bazı karşılaşmalar vardır.
Öyle ki, o zaman ve mekan düzleminde, ağzından asla aklına gelmeyecek kelimeler dökülen bir yabancının yaşamına yön verdiğine inanamayarak şahit olursun. Hayatının geri kalanını o birkaç cümle şekillendirirken anlayamazsın nasıl olur da onca insan, hikaye, gözyaşı, hayaller, kahkahalar, kitaplar, yöntemler, bilge sözler yeri gelir işe yaramazken bir yabancı sana yaşamının geri kalanını getirebilir! Bununla birlikte o güne kadar elinde tuttuğun, tecrübeyle öğrendiğin veya öğretilen her bir şeyi kullanarak mücadele ederken, kontrol diye bir şey olmadığını idrak etmeye doğru bir adım atarsın. Büyük resmi anlamak istediğin müddetçe…

Bazı karşılaşmalar vardır.
Seni, sana anlatır. Tam ihtiyacın olan şeyi, tam da ihtiyacın olan zamanda sana bir monologla anlatır. Kendisini anlatıyor sanırsın da yanılırsın; gördüğün, tattığın, duyduğun her neler ise, seni sana yansıtır. O  insan, o şarkı, o kitap, o şiir kendi yaşamının sesi olup sana seslenir. Ancak küçük bir bit yeniği de vardır bu karşılaşmaların: Sadece ve sadece o an’a özeldir, an’dadır; oradan başka bir yere taşınmak istemez, buna izin vermez. Sana verildiği o an’da söyleneni duyman beklenir; tamamen olduğu haliyle, duymak istediğin şekilde değil. O karşılama yaşamının o noktasında mükemmeldir, o sırada anlaman ve kıymetini bilmen beklenir. Sonrasında da onu serbest bırakman, kaynağa geri göndermen elzemdir. Zorlamaları asla kabul etmez, hatta sana verdiğini senden fazlasıyla geri almaya kalkar. Ona tutunmaya, onu yanında götürmeye kalkarsan bir hışımla döner ve seni sana çevirir.

Yaşam, aslında bu an’larla birlikte şekillenir. İşaretleri takip etmek hayati derecede önemlidir. Şikayet ettiğimiz her anda da bu böyledir. Verdiklerini geri almanın bir yolunu yaşam elbette bilir. Sezgilerin rolü de burada devreye giriverir. Yaşamın akışında kalmanın yolu yordamı, döneceğin sapaklar, alamayacağın virajlar, girmemen gereken çıkmaz sokaklar senin tarafından sana fısıldanır. Duymazlıktan gelirsen o yollarda kaybolman katidir. Dün sana şifa olan, bugün seni zehirleyebilir. Bunun farkına varmak, kendi iç sesine, sağduyuna güvenmeyi gerektirir. Bunu düşüp kalktığın, çeneni kaldırımda yardığın, bacağını çukurda kırdığın yollarda öğrenmemek için, içinde hep canlı bir şekilde akan yaşamın gür sesine güvenmeyi seçmek bilgeliğin kendisidir.

Bazı karşılaşmalar vardır.
Sana yaşadığını hatırlatır. Hayatın nasıl olması gerektiğine dair duygu ve düşüncelerinin fırtınasında oradan oraya savrulurken, alır seni bugüne getirir ve bugünle hizalar. Sen kendini duymadığın o zamanlarda, sana senden seslenir. En derinindeki sesinle bağlantıda kalmayı başardığında, yaşamla birlikte akmanın sırrını sana cömertçe verir. Tutunmayı bıraktığın her bir şeyle birlikte, akmakta olan hayatın önündeki engeller de bir bir senin tarafından kaldırılır. 

Matrix filminde, bir karşılaşma vardır. Kahin’in evinde bir çocuk, yerde oturmuş ve yemek kaşıklarını bakışlarıyla eğmektedir. En azından bize görünen budur. Çocuk Neo’nun dikkatini çeker, onun yanına gider ve aralarında şu konuşma geçer:

"Çocuk: Kaşığı eğmeyi deneme. Bu imkansızdır. 
Bunun yerine sadece gerçeği anlamaya
çalış.
Neo: Hangi gerçeği?
Çocuk: Bir kaşık yok.
Neo: Bir kaşık yok mu? 
Çocuk: O zaman eğilenin kaşık değil, sen olduğunu anlarsın."

Ak(a)mayanın yaşamın değil senin olduğunun farkına varmak, bu dünyanın asıl gerçeğiyle karşılaşmana vesile olur.

Ece Gizem Kubat – Copyright © 2019

Ağustos 2018

Görsel: Angel-A filminden bir sahne.

error

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir