Kendi cevaplarınız için savaşmaya hazır mısınız?


Yazılar / Çarşamba, Şubat 19th, 2020

“Herkes sana yapman gerekeni ve senin için neyin iyi olduğunu söylemek ister.
Kendi cevaplarını bulmanı istemezler, onlarınkine inanmanı isterler.”
– Sokrates, Dingin Savaşçı

Geçtiğimiz haftalarda rastladığım bir arkadaşımın iş hayatıyla ilgili söyledikleri beni düşünmeye itti. Konu şu: Arkadaşım beyaz yakalı olmaktan memnun olmadığını, birkaç workshopa (çalıştay/atölye) katılabileceğini, oradan da acaba kendisi de workshop düzenlemeye mi başlasa diye düşündüğünü ifade etti. İş hayatının mevcut düzeninden çok sıkılmış.

Bugün yaşamına biraz bir şeyler katmak isteyen kişi, kendisini kişisel gelişim sektörünün içerisinde alışveriş yaparken buluyor. Eğitimler, workshoplar/atölyeler, çemberler, grup çalışmaları… Normalde insanın aklına gelmeyecek ancak duyunca size mistikliği ile çekici gelecek her türlü etkinliği duymanız mümkün. Kimse bulunduğu yerden memnun değil; herkes daimi bir arayış ve ebedi bir huzursuzluk içerisinde. Kişisel gelişim çalışmalarına yönelik ön yargıların da yıllar içerisinde azaldığını ve katılım oranlarının arttığına da görebiliyoruz. Sizce bu eğitimler ne kadar işe yarıyor? Yaramıyorsa bu insanlar neden yüzlerce hatta binlerce lira vermeye devam ediyorlar? Peki, gerçekten bu kişilerin kendilerini geliştirmek istediğini söyleyebilir miyiz?

Kazdığımız Kurnaz Çukur

Öncelikle, düşüncem o ki, bugün insanın kendisini geliştirme misyonuna yaklaşması iki yönde destekleniyor: Hem biat kültüründen gelen ancak hayat boyu yaşadığı yoksunluklar sebebiyle bulundukları yapıyı sorgulamaya başlayan ailelerimiz hem de direk kapitalist sistemin kendisi tarafından. Aileler kendi yaşadıklarını çocukları yaşamasın diye uğraşıyor; kapitalizm ise modernitenin getirdiği bu yeni kekin kremasından rant sağlayabildiği sürece iyi bir destekçi. Kapitalizm, her zaman olduğu gibi hem kendisinin orada olmadığına ikna edip hem de kazanç elde etmede oldukça başarılı değil mi?

Bugün, herhangi bir köşede fitness/pilates/yoga merkezi, diyet ve yöresel gıdalar satan marketler, uzak doğuya gidemeyenler için aplikasyonlar, youtube kanalları, envai çeşit kişisel gelişim ve psikoloji kitabı ve televizyon guruları bulabilmek mümkün. Eskiden kurumsal hayattan ayrılmak isteyenler işten ayrılıp kafe açardı, şimdi (tahminen kafeler battığı için) iki tane atölyeye katılarak kendini “danışman” ilan etmeye başladı.

Bununla birlikte sosyal medya, teknoloji, dijitalizm bize geleceğe götürüyor derken vintage ürünlerin, plakların, yeşilçam filmlerinin, basit bir kahve içmenin göklere çıkarıldığı, bir şeyi satmak için illa ki ona ait “özgün bir hikaye” olmasının gerektiği; “konsept”, “tasarım” gibi havalı başlıklı herhangi bir çalışmanın rağbet gördüğü bir dönemdeyiz. Aklımıza gelen ilk şeyle ilgili festivaller düzenler, bir şey organik(!) değilse elimizi sürmez olduk.

Diğer yandan, değişmenin ve gelişmenin kolay olmasını istediğimiz de bir gerçek. 5 adımda mutluluk, 8 adımda ilişkiler, 10 adımda yöneticilik gibi listelerin bizi yukarıya taşıyacağına inanıyoruz ya da hadi itiraf edelim, en azından buna inanmayı çok istiyoruz. Oysa ki bu bir süreçtir, zaman ister.  Cesaret, dayanıklılık, şefkat, özsaygı ve süreklilik gibi gözle görülmeyen değerler ister. Kendi sevgisizliğine bakabilecek ve onu sevebilecek bir yürek ister. Nasıl ki inançlarımız bir günde oluşmadı, nasıl ki alışkın olduğumuz yaşam tarzına dün birden ulaşmadık, değişmek ve gelişmek de aylar, yıllar alarak bilgi ve tecrübe ile gerçekleşir. Bizse bunun yerine kendimize bir çukur kazdık, her fırsatta onu adım adım derinleştirdik ve sonra içine girdik, oturduk. Şimdi de iyice yerleştiğimiz yerden diyoruz ki: Beni buradan kim çıkaracak?

Elbette sarf edilen emekler iyi niyetli ve hatta kimileri naifçe bile denebilir. Kendimizin daha iyi bir versiyonuna erişmek, özümüzle tanışma gayretine girmek ve daha gelişkin bir insan olmak çok yüce ve insani hedefler. Öyle yüceler ki, buraya geliş amacımızı temsil ediyorlar. Ancak anlamamız gerekiyor şey şu: Sadece enerji çalışarak, duygularımızı hissederek, kendimizi ifade ederek, temiz beslenerek, bedenimizi veya nefesimizi eğip bükerek değişebileceğimizi sanmamız tam bir deliliktir. Kişisel gelişim çalışmalarını değil, onları algılayış ve yapış şeklimizi değiştirmemiz gerekiyor. Bu sebeple öncelikle yapmamız gereken şey, düşünce biçimimizi değiştirmektir. Yaşamımızın değişmesi için geri kalan düzenlemeyi o zaten yapacaktır.

Daha İyi Bir İnsan Olmak İçin…

Yerel tatlar, yerel kostümler, yarışmalar, festivaller… Bunların “geleneksel” olduğunu ve egzotik/otantik/havalı şeyler olduğunu düşünüyoruz. Oysa ki gelenek, yalnızca geçmişe ait değildir; tam bugün de oluşturulabilir, sadece birkaç kuşak öncesine ait olabilir ve hatta gelecekle ilişkili olabilir. Gelenek, aslında oldukça dinamik ve değişken bir kavramdır. Geleneksel toplum ve modern toplum olarak ifade ettiğimizde bile aslında iç içe olduklarını görebiliriz. Bugün benimsenen bir davranış kalıbı gelenek haline gelerek modern toplumun bir parçası haline gelebilir. Yani ilerlemiş bir toplumun da kendine ait gelenekleri vardır. Şu an bir lise mezunlar etkinliğinin geleneği pilav günü iken, 20 yıl sonra online olarak buluşma bir gelenek haline gelebilir.

Daha “geleneksel”in anlamını tam oturtabilmiş değiliz, o yüzden gelin artık bırakalım farklı-olana özenerek kimlik oluşturmaya çalışmayı ve var-olan kendimizi kabullenerek bir birey olmaya başlayalım.

Daha iyi bir insan olmak için, tam da şimdi, kendimizle tanışacağımız sohbetleri gerçekleştirmeye başlayalım ve bunu kendi geleneğimiz haline getirelim.

Neyi, ne için yaptığımızı daha çok sorgulayalım. Kendimize ve çevremize zorlu sorular sormaya başlayalım. Kendi sorularımızı türetelim ve birkaç adımda verilenleri yutmaya değil kendi cevaplarımızı araştırmaya soyunalım.

Neler düşünüyoruz, nelere inanıyoruz bir bir ortaya dökelim eteklerimizdekileri.

Nelere değer veriyoruz, kimlere, hangi anlamları yüklüyoruz bir anlayalım.

Bakalım, artık hangi yükleri taşımaya ve var etmeye devam etmek istiyoruz. Öğrenelim, hangi inançlar artık bize hizmet etmiyor.

Ve değiştirelim gelişmemizin, daha iyi bir ben olabilmemizin önünde duran yargıları, kıskançlıkları, öğretilmiş öfkeleri ve yorgunlukları.

Bunları yapmak için harika profesyoneller tarafından gerçekleştirilen, bol emek sarf edilmiş, akademiye ve tecrübeye dayalı çalışmalar mevcut. Kişisel gelişim çalışmaları üzerine kaynak ve enerji ayırarak ve kulaktan duyma bilgilerle değil hakkıyla yapıldığında insanı gerçekten de geliştirebilecek potansiyeldeler. Sadece bizim ona yaklaşımımızı değiştirmemizi beklemekteler.

Biz köklü bir değişim için gerçek adımlar atmaya başladıktan sonra yoga da yaparız, tütsü de yakarız, dans da ederiz. Daha iyi bir insan olmak için, gelin, bugün önce kendimizden başlayalım.

Ece Gizem Kubat – Copyright@2020

Görsel: Pegasus ve Bellerophon, Marc Camelbeke

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir