İstendiği için değil, hazır olunduğu için


Yazılar / Pazar, Mayıs 31st, 2020
“Through many dangers, toils and snares,
I have already come;
’Tis grace hath brought me safe thus far,
And grace will lead me home.” -Amazing Grace

13 Mart Cuma günü, ofisten çıkarken aniden gelen bir his ile iş bilgisayarımı yanıma aldığımdan beri günlerim evde geçiyor. Ara sıra çıktığım market alışverişi ve ofise uğradığım günler dışında sokağa çıkma yasağı olmasa bile hep evdeyim. Hal böyleyken, sıklıkla kendime ve oluyor olanlara yöneliyor dikkatim. Zihnim olan her şeyi birdenbire oluyor gibi duyumsuyor ama aslında hiçbir şeyin birdenbire olamayacağını biliyorum ve kendime hatırlatıyorum. Hani olur ya, her şey sihir gibi görünür de hiç değildir. Arther C.Clarke, “Yeterince gelişmiş bir teknoloji, sihirden ayırt edilemez.” cümlesini muhtemelen bu gibi durumlar için söylememiştir ancak bana neden olmasın dedirtti.

Aslında söylemek istediğim şey şu: Bugüne kadar her şey nasıl olması gerektiği için olduysa; şu anda olması gerektiği için olmaya devam ediyor. Her ne kadar kompleks olursa olsun veya bize ne kadar kötü görünürse görünsün, var oluş sebebine kavuşan her şey vuku bulmaya devam ediyor.

Neler oldu ve neler olmakta?

Geçtiğimiz bu üç ayda, aşikar olanın dışında gördüklerimden bahsetmek istiyorum sizlere. Mesela şöyle bir bakacak olursak bu son üç ayda evlerde tencerelerce yemekler yapıldı, ekmekler pişirildi, un helvaları kavruldu. Erkeklerin saçlarını eşleri kesti; kadınlar kendi kahküllerini şekillendirdiler. Pencerelerden aşağıya eski usul, market için hasır sepetler sarkıtıldı; online olarak tiyatro ve opera izlenebilir, müzelere dijital ziyaret yapılabilir oldu. Pek çok çalışma ve söyleşi online olarak, ve hatta kimileri ücretsiz gerçekleştirildi. İhtiyacı olanlara destek verebilmek için milyonluk bütçeler ayrıldı, kampanyalar oluşturuldu.

Andrea Bocelli’nin Floransa’da “Umut İçin Müzik” ismiyle bir piyanistle birlikte verdiği mini konserini Youtube’tan 3,5 milyon kişi canlı olarak izledi. Bocelli, Duomo Katedrali’nin önünde tek başına “Amazing Grace” ilahisini söylerken, gözleri dolmayan birine belki de rastlanmadı.

Bilenen en büyük ozon deliği kapandı sonra. Bilim insanları Antartika üzerindeki ozon deliğinin iklim değişikliği ile bağlantılı olarak, stratosfer tabakasında meydana gelen ısınmadan kaynaklı olduğunu açıkladı. Bizler evlerimizde otururken gezegen sessizce kendini yeniliyordu.Dünyanın en gelişmiş canlısını dünyanın en az gelişmiş canlılarından biri paralize ederken, Hong Kong’da iki aydır kapalı olan hayvanat bahçesinde 10 yıldır çiftleşmeyen pandalar, çiftleşirken görüldü. Deniz suları berraklaştı; balıklar ve kuğular evlerine döndü. İstanbul Boğazı’ndan yunuslar oynaşarak geçti biz yokken. Köyün boş bahçelerinde yiyecek ararken buldukları mısır şaraplarını içip sarhoş olan filler, çay tarlasında sızıp tatlı bir uykuya daldı.

Bunlar yetmedi, daha uzun yıllar konuşulmayacağına inandığım konular alenen dile getirilmeye başlandı. Bir hafta, Kuantum Düşünce Sistemi üzerine canlı yayında sohbet edildi; çekim yasasının hakikati konuşuldu. Sonra, Foton Kuşağı ve Schumann Rezonansı üzerine atölye yapıldı; dünyanın frekansının değişmesi ve manyetik kutbun Sibirya’dan Kanada’ya doğru kayması üzerine tartışıldı.

Diğer hafta Mikro ve Makro anlayışın ne olduğu üzerine konuşulurken, kendi karanlık yanlarımızla karşılaşmamızın önemi vurgulandı. Tüm medya ve pazarlama dünyası “iyi hissetmek” teması üzerine kurulu olmasına rağmen, bizleri aydınlığa çıkaracak asıl ışığın kendi gölge yanlarımız üzerinde çalışmak olduğu anlatıldı.

Bir başka hafta ise, yarınlar hızlıca bugünümüz olmaya başladı. Instagram’da canlı yayında kadın cinselliğinin detaylarına girildi ve bir limon üzerinde kadınlara nasıl mastürbasyon yapılacağı gösterildi. Kadınlar adına “Limon Devrimi” koydu. Canlı yayında 5.000 kadın, 5.000 limon ile geceyi noktalarken, yayını bugüne kadar 40.000 küsur kişi izledi ve izlemeye de devam ediyor. Kendi bedenine dokunmanın ayıp olduğunu öğrenmiş kadınlar, bu inançlarının üzerine gitmeye niyet ettikleri bir gece, aynı anda, kimisi çocuklarını yatağına yatırdıktan sonra, kimisi ise şarabını yanına alarak “daha bunların olmasına uzun yıllar var” diyeceğim bir şeyi yapmayı başardılar.

“Öğrenci hazır olduğunda, öğretmen belirir.”

Evet… Tüm bunlar olabildi, çünkü tüm bunların olmasının vakti gelmişti. Çünkü artık var olabilmeleri için gerekli şartlar olgunlaşmıştı. Tapduk Emre’nin dediği gibi, “Uyanma vakti geldiyse, bir uyandıran olur elbet! Kimine hızır, kimine uçan kuş, kimine biten ot… Kimine açan çiçek, kimine akan su, kimine dilsiz taş…”  Yine de hayret eder, şaşırırız işte. Çay bile on beş dakikada demlenirken, her şeyin kendi vaktinin olmasına neden şaşırırız bilinmez, Her kitap, her şarkı bile kendi vaktini bilir ve sahnesini beklerken, bu kadar acele ettiğimiz şey nedir, anlaşılmaz.

Demem o ki, dünyada şu anda ne oluyorsa olması gerektiği için, vakti geldiği için oluyor. Hizalanması gerekenler yerlerini alıp, kendi hizasını bulduğu için oluyor. Olan her şeyin mekanizması hep aynıydı. Bizler evlerimizde oturmaya başlamadan önce de bu hep böyleydi. Sonuçların bizi nasıl etkilediğine göre karar vermeyi bırakıp, nesnel ve daha geniş bir perspektiften yani makro bakabildiğimizde bunu anlayabileceğimiz. Ve işte tam da o zaman aydınlanabileceğiz.

Ece Gizem Kubat

Mayıs 2020

Görsel: Life of Pi filminden bir sahne

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir