Kendi Cehennemine İnmeden O Kapılar Sana Kapalı


Yazılar / Çarşamba, Haziran 26th, 2019

İnsan bir sıkışma yaşamadan nadiren değişim için harekete geçiyor.

Hayatında başına gelen(!) olaylardan ancak memnun olmadığında “Neler oluyor?!” diye sormaya başlıyorsun. Tüm yaşadıklarında tek bir ortak yan olduğunu, onun da “kendin” olduğunu fark ediyorsun. Bir süre sonra dışarıda olanların içeride olanların bir yansıması olduğunu dehşetle idrak ediyorsun. Odağını dışarıdan kendine doğru yönlendirmeye, yani kendini tanıma yolcuğuna bu şekilde adım atıyorsun.

Dışarından “kendini tanıma/arama/bulma” kelimeleri çok çekici ve mistik kavramlara aitlermiş gibi görünse de, bu yolda ilerlerken ilk fark edilen şey durumun hiç de böyle olmadığıdır. Bu güzergahta gökkuşağı renkleri yerine koyu karanlıklar, büyülü güçler yerine kaskatı gerçekler, perili masallar yerine kellelerin alındığı vahşi öyküler vardır. Fakat bunlardan hiç bahsedilmez; kimse yaşadığı acıları paylaşmak istemez. Oysa çıktığın yol, bir cehenneme gidiş yoludur; kimse sesini çıkarmaz. Tek yönlü müdür yoksa dönüş yolu var mıdır, dibe varmadan bilinmez. İlerlerken ötedeki kapılar sana daima kapalıdır.

En dibe batmadan en yukarı çıkılmaz.
Ölüm gerçekleşmeden yeni bir Hayat’a nefes alınmaz.

Pekala…

Olaylar gelişti.
Bir karar verdin.
O basamaklardan aşağı doğru adımlar atmaya başladın.

Etraf gittikçe karanlıklaşıyor. En baştaki umut ve heyecan yavaşça sönmeye başlıyor. Işık artık görünmez oluyor. Sezgilerine güvenerek el yordamıyla ilerliyorsun. Kendine bile inandırıcılığını kaybettiğin bir noktadasın. Sessizlik çöküyor. Yalnızsın. Zaten hep yalnızdın. Kati gerçeklere bakmak dışında yapılabileceğin hiçbir şey yok. Sadece aynada kendine bakmak var: Yüzünün tüm detaylarını görmek, her bir çizgisinde ellerini gezdirmek, kıvrımlarını milim milim hissetmek var. Sonra onların sana ait olduklarını ve geçen yıllar boyu onları kendin bizzat oluşturduğunu fark etmek var. Yarattığın karanlığın o çıldırtıcı boşluğunda dirayetini korumayı başarmak var. Ne kadar kalacağını bilememek, bitti bitecek derken misafirliğinin gittikçe uzayışına katlanmak var. Kendini tam buldum derken daha yeni başladığının farkına varmak var.

En dipte, kendine yakıştırdığın tüm sıfatların, seslerin, renklerin, “bu benim” dediklerin, sana ait olduğunu sandıkların, gizlemeye çalıştıkların, gizlediğinin farkında bile olmadıkların..Hepsinin gerçekte ne kadar korku dolu olduğunu görmemek için inşa ettiğin kendi kişisel kalenin birer tuğlası olduğunu görürsün. Ve asıl cehennem işte budur: Bugün, burada, medeniyetin binlerce yıl gelişerek geldiği son noktada, kendi ellerinle mahkumun da gardiyanının da “sen” olduğu bir hapishane yarattığının farkına vardığın andır.

Bununla birlikte uzaklarda bir ışık da belirmeye başlar. Bulunduğun cehennemi yaratanın kendin olduğunu yüreğinde kavradığında, cenneti de yaratabileceğine inanmaya başlarsın. İşte şimdi de yaratma gücüne uyandığın andasın. Artık yükselmekten bahsedebilirsin. Artık cehennemi yıkıp yerine cenneti koyabilme gücünü kullanabilirsin. Geldiğin yolları geri dönerek tekrar aşmana gerek yok, ışığı bulunduğun noktaya davet edebilirsin. Ulaşamadığın o kapıların sana kendiliğinden açıldığına şahit olabilirsin.

Hiçbir sebep yokken sıcacık yatağından kalkıp da kendi cehennemine inmenin cesaretini gösteren insan var mıdır? Emin değilim. Kişi ancak hali hazırda yaşadığı bir cehennemi yaşıyorsa, onu bir cennete çevirme umuduyla içerisinden geçmeye yürek bulabiliyor. Sen durduğun yerde kendi gerçeklerine bakmaya cesaret etmediğin için bakasın diye hayat kafana kafana vurunca üzerilerine düşünmek aklına geliyor.

Sanıyorum ki olay vuku bulmadan bakabildiğinde, bilgeliğin ne demek olduğunu anlamaya başlıyorsun.

Ece Gizem Kubat

Haziran 2019

Görsel: Star Wars: The Force Awakens filminden bir sahne.

error

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir