Dişil Öz’e Övgü: Nihai Dengeye Doğru


Yazılar / Cuma, Ocak 10th, 2020

Varlığımızı sürdürebilmemiz ve hayatta kalabilmemiz için, yaşam enerjisine ihtiyacımız vardır. Hint kültüründe “prana”, Japon kültüründe “ki”, Çin öğretilerinde “Chi” ve Star Wars’ta “Force/Güç” olarak görebileceğimiz bu enerji, bizlerin yaşam özünü oluşturur. Dokunamasak bile kesinlikle iliklerimize kadar hissederiz bu enerjiyi; tüm evreni en küçük atom parçasına kadar sarıp sarmalar, bizi birbirimizi bağlar, yaşam nefesini üzerimize üfler ve bizi var eder.

Bu enerjinin iki yüzünü, eril ve dişil prensipler oluşturur. Eril/Maskülen/Rahman/Yang ve Dişil/Feminen/Rahim/Yin enerji, fizik dünyada bize bir form ve can verir. Onlar birbirini tamamlayan, tamamlarken evreni oluşturan, biri olmadan diğeri var olamayan ayrılmaz bir ikilidir.

Tıpkı bir mıknatısın iki ucu gibi eril ve dişil enerji, içimizde belli oranlarda bulunur ve bu oran tüm hayatımızı oluşturan ve yönlendiren muazzam bir gücü barındırır. Bu prensipler, mıknatısın pozitif (eril) ve negatif (dişil) kutuplarını temsil ederler. Sürekli olarak birbirlerinden doğarak, iç içe, olağan bir akışta ve sürekli olarak hareket halindedirler. Biri diğerinden daha iyi veya daha güçlü değil, birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar.

Ruhumuzun bir cinsiyeti yoktur. Ancak şu anda hangi bedeni taşırsak taşıyalım, içimizde “kadın” ve “erkek” cinsiyetlerinden bağımsız olarak bu prensipler yer alır. Eril enerji demek, erkek demek değildir; dişil enerji ise kadın değildir. Kadında eril enerji olduğu gibi, erkekte de dişil enerji vardır. Yaşamımızın özünü, bu iki prensibin dengesi oluşturur. Birbirlerinin tamamlayıcısı olan bu enerji dengesi bozulduğunda ise, günümüz dünyası bireylerine ulaşıveririz: Eril Kadınlar ve Dişil Erkekler.

Dişil öz takdir edilmek, görünmek ister ya, ilk ondan başlayalım. Eğer kadınlar erilleşiyor diyor isek,

Sağlıklı bir dişil kadın olmak ne demektir?

* En sıradan anların bile güzelliklerini görebilmek ve gösterebilmektir. Sıradan an, diye bir şey olmadığını fark edebilmektir. Doğanın inceliklerini takdir edebilmek, elinde her ne var ise onda can yaratabilmektir dişil olmak.

*Haz alabilmek; yürütülen her işe keyif ve neşe katabilmek, ilham olabilmektir dişil olmak.

*Nasıl şifa vereceğini bilmek, kucak açmak ve yaraları sarabilmektir. Hem kendisinin hem de çevresinin ihtiyacı olanı ve onlara nasıl ulaşabileceğini içsel bilgeliği ile sezebilmektir dişil olmak.

*Sezgilerini, öz-sesini duymak için içeri doğru kulak kabartabilmek ve yaşamında ilerlerken kendi otantikliğinin rehberliğini dinleyebilmektir.

*Beslemek, zenginleştirmek, çoğaltmaktır dişil olmak. Elindeki herhangi bir malzemeden büyük sofralar kurabilmek, dünyayı sarabilecek genişlik ve güçlükteki kollarıyla herkesi tek bir masada toplayabilmektir dişil olmak.

*Üretebilmek, doğurabilmektir; bir yazıyı, resmi, heykeli, müziği, yemeği, çocuğu.

*İnsanlarla ilişki kurabilmek, ilişki ağları örebilmektir. Aynı zamanda kendi düşünceleri, duyguları ve bedeniyle de bağlantı kurabilmektir. İlişkili olmaktır, dişil olmak.

*Aydınlık kalabalıklardan, karanlık iç yalnızlığa dönülmesi gereken zamanı bilebilmektir.

*Dış dünyanın kriterlerine göre değil, kendi iç dünyasının ihtiyaç ve zevklerine göre yemek, giyinmek ve hareket edebilmektir; dişil döngülerini onurlandırabilmektir.

*Bir değil birden çok karakter barındırmak; değişimi getiren rüzgarın öncüsü olabilmek, değişebilmektir.

*Aşk’ı görebilmek, Aşk’la bakabilmek; kendine, eşine, arkadaşlarına, dünyaya Aşk’ı gösterebilme yeteneğidir dişil olmak.

*Hayatındakileri yaşatmak için elinden gelen her şeyi yapmak, ancak olmadığı noktada bırakmayı, teslim olabilmeyi bilmektir; teslimiyetin kendisidir dişil olmak.

*Olmakta olana izin verebilmek, yaşamın nehrinde ruhunun akışla birlikte yürümesine izin verebilmektir, dişil olmak. Kabuldür.

Tüm bunlarla birlikte demeliyim ki, dişil özün sağlıklı bir şekilde var olmasına izin veren, kadının eril özüdür ve o yaşamın olmazsa olmazıdır. Sadece dişil enerji ile var olsaydık, sonsuz bir enerji akışı içerisinde kalır, insan formuna dahi bürünmemiz mümkün olmazdı.

Yaşamın bu hakiki ve nihai dengesine doğru, kendi iç dişilimizle sağlıklı bağlar kurabilmek dileğiyle,

Ece Gizem Kubat – Copyright @2020

Görsel: The Soul of the Rose, John Willian Waterhouse.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir