Şans’ıma İnanma*-1


Yazılar / Pazartesi, Haziran 25th, 2018

“Sen çok şanslısın kızım, kıymetini bil.”

Bu cümleyi veya bana göre tehdidi, yıllardır ailemden, yakın ve ilginçtir ki uzak çevremden sıklıkla duyuyorum. Son dönemlerde ise her zamankinden daha fazla duymam ve benzer şeyler yaşayan birinin yazısını okumak beni, “şanslı” sıfatının bana bu kadar yakıştırılmasının sebepleri neler olabilir diye düşünmeye itti.

Öğretmen bir anne ve babanın tek çocuğu olmamın, bana kimilerine göre belli avantajlarla büyümeme olanak verdiği doğru olabilir. Belki doğduğum bu aile ve çevre şansımın ta kendisini oluşturmaktadır. Hayatın karşıma çıkardığı yollar gerçekten de oturup kıymetlerinin bilinmesi, sürekli bana hatırlatılarak altında neredeyse ezilmem gereken büyük şanslarımdır. Öyle ya, “Şans” kelimesi TDK’da “Mantıkla açıklanamayan birtakım rastlantısal olayların nedeni olan güç, baht, talih, felek” olarak tanımlanıyor. Yani söz konusu şans olduğunda, benim sadece ben olarak hayatımdaki güzel olaylara ilişkin herhangi bir katkım bulunamıyor. Onlar ancak bana öylece verilmiş olabiliyor. Elbette belki de benden daha şanslı kimilerine göre orta halli, herhangi bir özelliği olmayan bir ortamda büyümüşümdür. Yaptıklarımın veya yapmadıklarımın hayatıma herhangi bir katkı sağlaması düşünülemeyen, pasif bir noktadayımdır.

Diğer yandan, belki de önümdeki yollar arasında karar verirken çoğu insana göre seçim şansım daha fazla olmuştur sadece. Gerekli seçimleri tatlı canım nasıl istiyorsa öyle yapabilmişimdir. Bu da büyük bir şanstır. Ya da bazı şanslı yolların başında, bana en iyi seçimi yaptıran insanlar yanımda olmuştur. Kendim hiç uğraşmadan her şey yerli yerine oturuvermiştir.

Benim “Oh ne şans!” diyerek atladığım kimi yollara henüz hazır olmayabileceğim gerçeğini ise göz ardı edemiyorum. Karşıma çıkan her şey benim için hayırlı olmayabilir. Bir hevese kapılıp bana uygun olmayan yollarda dört nala koşabilir, çıkmaz sokaklara hiç bilmeden dalabilirim. Dışarıdan gördüklerime aldanarak kendimi yolunu kaybetmiş bulabilirim.

Tamamen başka bir açı ise, kiminin şans olarak addettiği şeyin benim için her zaman bir anlam ifade etmeyebileceği gerçeğini kabullenmeyi gerektiriyor. Onu yaşamak istediğim hayata uygun bulmayabilir veya gözümde sadece kalabalık yaratan bir mevzu olarak görebilirim. Bu durumda yine de şanslı mı sayılmam gerekir? Veya dışarıdan harika görünen seçenekler aslında bana dayandırılan, ailemin veya çevremin hayallerinden, düş kırıklıklarından payıma düşenler olabilir. Kendi istediğim yollarda yürümüyorumdur ama yine de şanslıyımdır; zira benim yolum muhtemelen bunu iddia eden kişilerin kendi ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Yani kanımca, şans da görecelidir.

İhtimaller denizinden** dünyaya dönecek olursam, yaşantımı kısaca elden geçirip düşüncelerimi sıraladığımda üç ayrı bakışın benim için şansı tanımladığını fark ettim.

 

Bir Trafik Kazası: Olanı Fark Etmek

Sürekli olarak ve artık sayısını bilemediğim sayıda insanla konuşarak ve yazışarak yaptığım bir işim var. İşin bu doğası benim iş yerimde çeşitlilik ve sosyalleşme ihtiyacımı oldukça karşılıyor. Tabii bu durum beni yanlış anlaşılma, ters bir ana denk gelme, zıt karakterlerin bir türlü anlaşamaması vb. durumlarla sıklıkla karşılaştırabiliyor. İnsanların birbirini gözetmesi ve şefkat üzerine düşünmeye başlamama sebep olan, her şeyin üst üste geldiği bir hafta geçiriyordum. Sene 2018’i yaşarken, gerçekten de sadece kendini düşünen ve geri kalan herkesi ezip geçen kişiliklere mi bürünmüştük? Evde bir kek yapıp getirmenin, alırken aklıma geldin sana da aldım’ın, yüzü çok asık bir derdi vardır konuşayım’ın, içten bir nasılsın sorusunun, birbirine destek çıkmanın ve anlayışın bulunmadığı günlerden mi geçiyorduk?

Bunları düşündüğüm bir iş çıkışı, toplu taşıma araçlarında iteklenmeler ve küfür yemelerden bezmiş bir halde vapurdan indim ve minibüslere doğru karşıya geçerken, bir sarı dolmuşun hızla bir kadına çarptığını gördüm. Hemen ışıkların iki tarafındaki insanlar olarak, titreyerek boylu boyunca yerde yatan kadına doğru koşarak ortada buluştuk. Ben varana kadar bir başka kadın yaralı kadına müdahale yapmaya, onu sakinleştirmeye başlamıştı bile. Ambulansın geleceği o 10 dakika içerisinde, olur da ambulans diğer yönden gelirse diye yolu tek şeride düşüren ağabeyi, polisi aramak isteyen birine, şoför zaten burada bir yere kaçtığı yok diyerek ekstra gerginliğe itiraz eden kalabalığı, ameliyat gerekebilir diye kadına su vermek isteyen birini son derece bilinçli bir şekilde ve hep bir ağızdan uyaran aynı kalabalığı, boynunu kıpırdatmasın diye onu binbir şekilde telkin eden aynı bilinçli kalabalığı, yanına eğilip, yerinden kalkma bak ben de seninle yerdeyim diyen bir başka ablayı, korkan şoföre su veren bir başka ağabeyi, sakince ortamı kollayan ve gerektiğinde araçları yönlendiren zabıtayı izledim.

Aradığım şefkati, sıcaklığı, gözetilmeyi, bütünlüğü, dayanışmayı, saygıyı, anlayışı bir trafik kazasında buldum. Önümdeki bu harika insanlara baktım, onları gördüm ve sahip olduklarımız için ne kadar şanslı olduğumuzu düşündüm.

Ece Gizem Kubat

Mayıs 2018

* Sezen Aksu’nun “Şanıma İnanma” isimli şarkısından esinlenildi
** Yüksek Sadakat’ın “İhtimaller Denizi” isimli şarkısından alıntı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir