Sonsuz Kaynak: Dikey/Makro Beslenme


Yazılar / Salı, Mayıs 21st, 2019

Neo: I’m not The One. (Ben “O” değilim.)
Oracle: Sorry, kid. You got the gift, but it looks like you’re waiting for something. (Üzgünüm, evlat. Yeteneğin var ama sen sanki bir şey bekliyor gibisin.)
Neo: What? (Neyi?)
Oracle: Your next life, maybe. Who knows? That’s the way these things go. – (Bir sonraki hayatını belki. Kim bilir? Bu işler böyle gider.)” – The Matrix

Bu diyaloğu hatırlıyor musunuz? Matrix üçlemesinin ilk filminde Kahin Neo’ya, “Sanki bir şey bekliyor gibisin.” diyordu. Bizler de sanki hep bir şeyler bekliyor gibiyiz: Birilerinin çıkagelip bizi çok mutlu etmesini, daha çok para kazanmayı, daha iyi bir eve, işe, eşe veya daha iyi herhangi bir şeye sahip olmayı. Kurtarıcının dışarıda bir yerlerde olduğunu ve bir gün gelip bizi bu bunaldığımız, yorulduğumuz, bir türlü zamanı yetiştiremediğimiz, hiçbir zaman yeterince paramızın olmadığı, huzursuz, tatminsiz, uykusuz hayatlarımızdan kurtaracağını hayal ediyor gibiyiz. Beklerken gücümüzü gün be gün kaybettiğimizin bilincinden uzak, hayatımızın yitip gitmekte olduğunu görmeden yaşıyoruz. Şimdi ve burada neler oluyor’dan bihaberiz.

Belki de Kahin’in dediği gibi, başka bir hayatı bekliyoruz.

Yatay/Mikro beslendiğimizden, yani başka bir insandan sürekli ilgi ve enerji aldığımızdan ve kendi ihtiyaçlarımızın karşılanmasını başkalarından beklemekten bahsetmiştik. Oysa anlamamız gereken temel şey şuydu: Bizim dışarıda bir kurtarıcıya ihtiyacımız yok, zira kurtulmaya hiçbir zaman ihtiyacımız olmadı. Kendi kendimizi koyduğumuz iç cehennemimizden başka bir hapishane, hiç var olmadı.

Peki, başkalarından beslenmeyi bıraktığımda, sürekli olarak “iyi” hissetmeye çalışmaktan vazgeçtiğimde ne olur? Kendimle baş başa kalmaktan gerçekten korkmadığımda ne olur?

  • İyi veya kötü hissetmemin başkalarının davranışlarına bağlı olmasını ve onların kölesi olmayı bırakır, nasıl hissedeceğime kendim karar verebilme yetisini kazanırım.
  • Dışarıdan enerji alamadığımda yaşadığım keyifsizliği, endişeyi, huzursuzluğu bırakmış olurum.
  • Her ne zaman istersem kendi keyfimi ve huzurumu kendim yaratabilme gücümü geri alırım. Kendi dengemi kendim sağlarım.
  • Beni besleyen enerjiyi kendim ürettiğim için, hem kendim hem de ilişkide olduğum insanlar için ilham verici ve üretken bir insana dönüşürüm.

Bunları yapabilmek ise, Dikey/Makro Beslenmek ile mümkün oluyor. Bu demek? Kendi iyilik halinin, mutluluğunun ve huzurunun nedeni “kendin” olmak, kendi yaşam enerjini kendin üretebilmek, Dikey/Makro beslenmek demektir.

Bir kahveyi yavaşça hazırlamak ve her yudumunu koklayarak içmek, bulunduğun anın her duyusunu tatmaktır. Aklından, kalbinden geçenleri yazıya dökmek, ruhunu bir resim kağıdında renklendirmek, gözünün oluşturduğu kompozisyonu bir fotoğraf haline getirebilmek, zihninin köşelerini satrançla yoklamak, kitapların kahramanlarıyla hayaller ötesi yolculuklara çıkmak, herhangi bir şey üzerine felsefe yapmak, seramiğe, toprağa şekil vermek, doğada vakit geçirmek ve ona uyumlanmak, kuşları şehrin gürültüsüne rağmen duyabilmek ve bunlar gibi nice “kıyıda köşede kalmış güzellikleri”* görebilmek ve takdir edebilmektir.

Asla tükenmeyecek bir kaynaktan söz ediyoruz aslında burada: Kendimizden. Gözlerimle bakmaktan fazlasını yaparak görebilir, ağzım ve dilimle karnımı doyurmaktan fazlasını yaparak yediklerimin tadına varabilirim. Bir kadına bakarken onun hareketlerinden çevreye yayılan senfonik müziği duyarak içimi ısıtabilir, bir erkeğin çalışma ritminde kararlılığı, netliği ve dinginliği deneyimleyebilirim. Bir diğer deyişle, keyif alabilmektir Makro olan.

“Bir insan ancak kendi içinde devrikse başkaları tarafından devrilebilir.” diyor Engin Gençtan. [1] Bugün ve burada var olan problemle, aslında “mutsuz” bir insan olduğum gerçeğiyle yüzleşerek bahçemin duvarlarındaki hasarı fark edebilir, anlık “uyuşma” hallerini bırakıp kalıcı çözümler üreterek bahçemin verimliliğini arttırabilir ve gelebilecek darbelere karşı dayanıklı durmasını, duvarlarımın devrilmemesini sağlayabilirim. İstediğim her an kendi besinimi kendim üretebilir, bahçemi her daim verimli bir vaha haline getirebilirim. Kalıcı mutluluğa erişmek ancak bu şekilde mümkün olabilir.

Anlam dolu bir hayat yaşamaya niyet ettikçe kendi var oluşumuzun sebebi kendimiz olabilir, her ne deneyimlemek istiyorsak bir başkasına bağımlı olmadan onu yaratma gücümüzü kullanabiliriz; yeter ki bu gücümüzün varlığına uyanabilelim.

“İdeal bir duruma göre yaşayamam. Ama kesinlikle kendi hayatımı yaşayabilirim.” diyen Lou Salome çok haklıydı. Evet, varoluşumuzun amacı hiçbir zaman farklı bir insan olmak değildi, sadece kendimiz olmaktı. Şimdi ve burada, elimizde her ne var ise onlarla.

Biz buna hep hazırdık, bunun için buradaydık.

Artık başlayalım mı?

Ece Gizem Kubat – Copyright © 2019

[1] Gençtan, Engin (1989). İnsan Olmak.
* Bir Şarkıdan Alıntı: https://www.youtube.com/watch?v=g-LXRCCaBgE

Görsel: Rafael Araujo, Golden Raito Coloring Book.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir