Tek başıma eve çıkarken öğrendiğim 6+2 ders


Yazılar / Pazar, Haziran 24th, 2018

2017 senesine bir gün geri dönüp baktığımda, aklıma en çok gelecek şeylerin koliler olmasından endişe diyorum. Bir süredir kendimi taşınma, iki ayrı ev yerleştirme, her dakika patlayan yeni bir inşaat mevzusuyla uğraşma, eve gelen ustalara başka işler de kitleme (bkz. ampulü de değiştirebilir misiniz, boyum yetişmiyor) ve bunların yanında bir de yeni başladığım iş yerine adapte olma gibi, hayatıma aynı anda dalıveren telaşlara vermiştim. Manik depresif geçen ve daha yeni kazanmaya başladığım paramın suyunu hızla çeken 2 aydan sonra ancak ayaklarımı uzatıp bir kahve içebiliyorum.

Yaşarken sadece çözümlerine odaklandığımdan üzerini geçiştirdiğim (tamam, arada birtakım ağlama krizine de konu oldular), lakin içimde çok kaldığından beni şişiren birkaç sözü ve öğrendiğim dersleri buraya bırakıp tamamen rahatlamak niyetindeyim.

Ha bir de Anadolu Yakası’na yolunuz düşerse beklerim.

Neler mi öğrendim?

  • Konu komşudan öğrendim ki, yalnız başına eve çıkıyorsan damat da bir yerlerde valizini topluyor demektir. “Evleniyor musun?” ile başlayan kaç soruya feminizm damarlarım kabarmadan, sakince yanıt verdim hatırlamıyorum.
  • Öğrendim ki, medeni durumun bekar olarak yaşayacaksan, doğru düzgün bir eşya almana gerek yok. 3-5 eski eşya sana yeter; yarın öbür gün evlenince zaten değişecek, neden şimdi paranı çarçur edesin ki? Güzel eşyalar için yeterince iyi değilsin, çünkü bekarsın.
  • Dört bir yandan öğrendim ki, tek başınıza yaşıyorsanız çift kişilik, geniş ve rahat bir yatakta yatmayı hak etmiyorsunuz. Yalnızca evlenen şahıslar çift kişilik bir yatağın haşmetine kavuşabiliyorlar. Parmağa yüzüğü takmadan o yatağa ikinci bir kişi kesinlikle giremiyor. Yok ben tek başıma yayılmak istiyorum çayır çimen gibi diyerek yaptığınız sevimlilikler de pek hoş karşılanmıyor, bilginiz olsun. Sadece benim gibi şanslıysanız eğer, tavsiye istediğiniz kişiler size bolca 1.5 kişilik yatak çeşidini önerebilirler.
  • Mobilyacılardan öğrendim ki, cibinlik, lüks demek para demek. Mobilyacı bir amcadan, 90 yaşındaki bir müşterisinin nasıl da o yaştan sonra artık rahat etmek istediğini, bu sebeple de cibinlikli karyola aldığını hüzünle dinledim bir cumartesi sabahı. Espri olsun diye söylemiyorum, gerçekten hüzünlendim. Teyze neler yaşamış, nerelerde görmüş de özenmiş böyle bir yatakta uyumaya, o yaşında nasıl da içinde kalmış diyerek dalıp gittim. Neyse ki yüzümdeki bulutları amcanın pratik önerisi biraz dağıttı da rahatladım. Bkz. “Siz de ileride paranız olunca yaptırırsınız.”

  • Her eve gelen yaşı büyüklerimizden öğrendim ki, son 28 yılımı mağaralarda geçirip şehre yeni adım atmışım da haberim yokmuş. Sağ olsunlar sarı bez nedir, yastıklar kanepenin üzerinde kaç şekilde durabilir, perdelerin çekilme adabı gibi ana başlıkları içeren “Bir Evde Yaşamak 101” dersini hızlandırılmış bir şekilde aldım da aranıza karışabildim.
  • Öğrendim ki, evde tek başına yaşıyorsan ve bir televizyonun yoksa, kendine ait bir alana sahip olmanın da bir anlamı yok, çünkü çok sıkılırsın. Çünkü hayatlarımız, karşımızdaki veya televizyonun içerisindeki başka hayatlara bağımlı olmaktan ibaret.

Bonus-1: Mahallenin esnaflarından tekrardan öğrendim ki, vefakar esnaf ölmemiş ve annem başkalarıyla harika iletişimler kurabilen bir insanmış. Bunu zaten biliyordum, ama “Necla abla”nın kızı olduğumu söylediğim herkes bana prensesler gibi davranınca daha bir ikna oldum. Yılların emeğinin üzerine kondum, isminle mahallede indirimler alıyorum. Sağ olasın anneciğim!

Bonus-2: Öğrendim ki, yıllar yılı harika insanlar biriktirmişim çevremde. Yardım teklifi eden, koşup gelen, eşyalarla ilgili bitmek bilmeyen sorularıma cevap veren, kafası şişen, dinleyen, fikir veren herkese pek teşekkür!

Not: Bu hikayedeki söz konusu olan kişiler kendilerince iyi niyetli olup, yazar hiçbirine fiziki olarak zarar vermemiştir.

Ece Gizem Kubat

Temmuz 2017

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir