Yatay Beslenme-II: Büyümeyi Reddetmek


Yazılar / Cuma, Ekim 30th, 2020

Yatay/Mikro ve Dikey/Makro Beslenme olguları üzerlerine daha önce birer yazı yazmıştım. Bu yazımda yatay beslenmeye başka bir boyuttan bakmaya çalışacağım. Yaşadığımız duygusal açlığı doyurmak için bir başkasından ilgi almanın (enerji) bizi kendimizden uzaklaştırdığını ve bireyleşmemiz yönünde büyük bir engel olduğundan bahsetmiştim. Ancak yatay beslenme tamamen olumsuz bir olgu değil. Hayatımızın belirli bir dönemine denk gelen ve bize büyümemiz için eşlik eden ancak zamanı geldiğinde yükseltmemiz gereken bir olgu.

Öncelikle yatay beslenmenin iki çeşidinden söz edelim:

Dişil Yatay Beslenme: Faaliyet öğrenirken destek olmak. Rahatlatmak. Olumlu motivasyon. Beslemek. Koşulsuz ilgi. Özdeğer.

Eril Yatay Beslenme: Faaliyet öğrenirken kolaylaştırmak. Zorlamak. Gaz vermek. Para vermek. Başardığında ilgi. Yeterlilik.

Bizler bebekken, dünyanın en bencil varlıklarıydık ve bunun farkında olacağımız bir benliğe bile sahip değildik. Hatta bu ifade ile içerisinde bir oksimoronu içerdiğini bile söyleyebiliriz. Hayatta kalabilmemiz için bu bencillik bizim için iyi bir tasarımdı. Henüz kendisi beslenmeyi, korumayı, hareket etmeyi öğrenememiş olan bir bebek, ebeveynlerinden (anne, baba veya bakıcı kişi) yatay olarak beslenmek zorundadır. Bir bebek anne karnındayken her şeye sahiptir. Tamamen anneye bağımlıdır ve kendisini annesinden ayrı bir varlık olarak göremez. Hayat ile bütün ilişkisi annesi aracılığı iledir. Tek başına bırakılan bir bebeğin hayatta kalması mümkün değildir. Bebek zamanla olgunlaştıkça annesinden ayrı bir benlik anlayışı oluşmaya başlar; kendisini ve dünyayı algılayışı genişler.

2 yaşından itibaren benmerkezci düşünce ve böylelikle ego gelişimi başlar. 4-7 yaş arasında olayları sezgilerle açıklamaya çalışır; nesne-sembol ilişkisi kurulmaya başlanır. Yatay beslenme hala devam etmektedir. 7 yaş civarındaki bir çocuk artık hayal dünyası ile gerçekleri ayırt edebilir, nesneleri sınıflandırabilir ve dünyayı diğerlerinin de bakış açısından görebilir durumdadır. 11 yaş itibariyle ise semboller aşaması sonra erer ve yetişkine yakın düzeyde düşünme düzeyine ulaşılır. Bu da demektir ki, yatay beslenmenin sonuna gelmek üzereyiz. Bu yaşa kadar kesinlikle gerekli olan, olmasa benliğinin oluşumunda zarar görecek olan çocuk, artık ebeveynlerinden yavaşça uzaklaşmalıdır. Çocuk, artık bir çocuk olmaktan çıkmakta ve kendi kararlarını almaya başlayabilir noktadır.

Büyüdükçe ebeveynlerinden gittikçe daha az “almaya” ve yavaş yavaş kendi yarattığı nedenlerin sonuçlarını elde etmeye başlar. Bebekken tam bir reaktif canlı/sonuç insanı iken, büyüdükçe proaktif bir canlı/neden insanı olmaya doğru ilerler. İnsan, mikrodan makroya doğru bir seyir halindedir.

Bu nedenle 11 yaşından sonra hala rahimde kalması (anne/ev) çocuk için bir lanete dönüşmek üzeredir zira rahimden kopmadığı sürece hep bir çocuk olarak kalacak, asla bir yetişkin olamayacaktır. Burada bahsettiğimiz fiziksel anne/baba/bakıcı/ev değildir; elbetteki bir çocuk ebeyvenlerinin varlığınden destek almaya uzun süre daha devam edecektir. Buradaki anahtar anlayış, bağımlı olmamak ve kendi kararlarının sorumluluklarını almaya başlamaktır. Her şeyde olduğu gibi, zehri belirleyen şey dozajdır. Yatay beslenme zamanı dolduktan sonra çocuk için sadece bir zehre dönüşmektedir.

Ebeveynlerinden (özellikle anneden) yeterince yatay beslenmemek de yine yıkıcı sonuçlara sebep olmaktadır. Sürekli olarak “bir şeylerin eksik” olduğundan dem vuracak olan bu çocuk, hiçbir zaman tatmin olamama ve daimi olarak başkalarından “bir şey alma” üzerine kurulu bir yaşamı şikayet içerisinde sürdürecektir. Ancak bu dipsiz bir kuyudur. Bir başkasından medet umdukça içindeki boşluğu hiçbir zaman dolduramayacaktır. Bu var oluş stratejisi belirli bir yaştan sonra bir yokoluş fermanına döner; büyümeye değil, hep çocuk kalmaya neden olur. Artık bu çocuk ister 30 yaşına isterse 60 yaşına gelsin, çocuk-yetişkin olarak kalacak, bir gram büyüyemeyecektir.

Çocukken ebeveynlerimizden yatay olarak beslenerek alamadığımız ilgiyi, büyüdüğümüzde hem hala gerçekten onlardan hem de anne-baba yerine koyduğumuz dostlarımızdan, sevgililerimizden, yöneticilerimizden elde etmeye çalışırız. Bunu yaparken aslında büyümeyi reddetmekte, çocuk kalmayı garantilemekteyizdir. Kız çocukları büyüyünce babaları gibi, erkek çocukları da anneleri gibi bir eş bulur der, psikolojiden dem vururuz. Bu mekanizma doğrudur, ancak tabir-i caizse, bu durum anne/babanın kaşı gözü için değildir. Çocuk, anne/babayı kullanır; onlar aslında yatay beslenebilmek için birer araçtır. Büyümemenin ve böylece sorumluluk almamanın bir yolunu bulmuştur, bırakmaz. 4 yaşındayken, o hafta sonu babasının çalışması gerektiği için alamadığı ilgi alakanın hesabını 35 yaşında sorar (Bu konuyu müthiş bir şekilde özetleyen Doç.Dr. Azmi Varan’ın buradaki ve buradaki iki videosunu çok tavsiye ediyorum.). Asla hakedişi olamayacak bir hesabın kapatılma çabasıdır. “Ebeveynlerimizden alamadığımız ilgi” başlıklı ihale, bugün hayatımıza giren insanların üzerine kalır.

Ebeveynlerinin kendisine halen bakmasını (maddi veya manevi) bekleyen bir çocuk asla büyüyüp bir yetişkin olamayacaktır. Kendine yetemeyecek, bireyleşemeyecek ve hep başkalarına muhtaç kalacaktır. Bu büyümeyi reddetme hali, kişinin kendisine ihanetidir. Oysa her birey içten içe bilir ki, “bir gün büyüyüp bebeklerle oynamayı bırakması gerekir. Ama yine de, bebeklerinden vazgeçmek isteyebileceğini hayal etmek onun için zor olacaktır.”.[1]

Alacak-Verecek defterini kapatmak, özgürlüğe gidiş yolu olacaktır.

Ece Gizem Kubat

Görsel: Truman Show filminin son sahnesinden.
[1] Alexander, Thea. (1971). M.S. 2150 – Bir Makro Felsefe Klasiği.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir